----Bölümler---
(1)-(2)-(3)-(4)-(5)-(6)
Yusuf (a.s)’ın abileri bir araya gelince her zaman babalarının üvey
kardeşleri olan Yusuf ve Bünyamin’e karşı daha çok sevgi beslediğini söyler bu
duruma üzülürlerdi. Çünkü onlar sevilmeye sayılmaya Yusuf (a.s)’dan daha çok
kendilerinin layık olduğunu düşünürlerdi. Babalarının bütün sevgisini
kendilerine çekmek isterlerdi.
Bir gün kardeşlerden biri
-Yusuf’u öldürün veya bir yere atın
ki babamızın yüzü bize dönsün dedi. Bu fiiliyatın çok kötü olduğunun idraki
içinde; Yusuf’dan kurtulduktan sonra eski dürüst günlerimize tekrar döneriz
dediler. İçlerinden en iyi olanı:
- Yusuf’u öldürmeyin de bir kuyu
dibine bırakın ki onu geçen bir kervan bulup alsın, eğer yapacaksanız böyle yapın
dedi.
Hemen babalarının yanına gidip:
-
Ey babamız neden sen Yusuf
hakkında bize güvenmiyorsun? Oysa biz onun iyiliğini isteyenleriz. Yarın onu bizimle
gönder, gezsin oynasın. Şüphesiz biz onu gözetiriz. Dediler. Babaları Yakup (a.s):
-
Onu götürmeniz, beni
mutlaka üzer ve korkarım onu kurt yer haberiniz olmaz. dedi. Onlar:
-
Andolsun biz böylesine
güçlü bir toplulukken onu kurt yerse o taktirde biz zavallı insanlar oluruz. Dediler.
Yakup (a.s) istemeye istemeye Yusuf’u götürmelerine izin verdi.
Sabahleyin hazırlıklar yapıldı ve değerli kardeşinde katıldığı yolculuk
başladı. Yusuf, ağabeylerinin yanında gerçekten güle oynaya gidiyordu. Çoktandır
oyuna hasret kalan, kırlara açılma, gülüp eğlenme ihtiyacı olduğunu da
anlamıştı. Ne iyi etmişlerdi bu geziye çıktıklarına…. İyice uzaklaşmışlardı. Bu arada ağabeylerin
gülen yüzlerinde yavaş yavaş gülümsemeler kaybolmuş, onun yerini sert ve haşin
bakışlar almıştı. Bu bakışlar insana ürperti verecek derecedeydi. Yusuf güze
oynaya başlayan fakat tadı tuzu kalmayan bu yolculuğa bir mana verememişti.
Şehirden iyice uzaklaşılmış, bağırmakla duyulamayacak bir yere gelinmişti.
Burada mola verdiler. Ağabeylerinden biri Yusuf’un koluna iyice yapıştı. Bir diğeri
gelip sırtından gömleğini çıkardı. Bir anda etrafını sarmış halka olmuşlardı.
Oyun oynamadıkları, hatta şaka yapmadıkları belliydi. Bakışları oldukça sert ve
düşmanca idi. Düşmanını ele geçiren insanların halini onlarda bulmak mümkündü.
Hz. Yusuf, hem korkarak, hem şefkat ve merhamet bekleyerek kardeşlerine bakıyor,
nelerin olup bittiğini öğrenmek istiyordu.
- Ey Yusuf şunu iyi bilesin ki bu günden itibaren bizleri de babanı da bir daha
göremeyeceksin. Çünkü…. Dedi.
Bir başka kardeş bu sözü tamamladı:
-
Çünkü seni şimdi şu
kuyuya bırakacağız.
-
Bir daha bizimle
babamızın arasına gireyim deme sakın.
-
Öldürmediğimiz için
bize teşekkür borçlu olduğunu hiç unutma sevgili kardeş…
Bu sözlerle birlikte Yusuf kuyunun
içine bırakıldı. Derhal yetişen Cebrail meleği: “sen kardeşlerine bir gün bu
yaptıklarını haber vereceksin.” Dedi. Bu durum dan elbette kardeşlerinin haberi
yoktu.