Musa (a.s) Allah’ın kendisine lütfettiği mucizelerle firavuna gidip peygamberliğini ilan etti. Firavun inanmadığı gibi inananları ve Hz. Musa’yı öldürme teşebbüsünde bulundu. Yüce Allah müminleri koruyup firavun ve askerlerini suda boğdu.
Firavun ölüm anında:
- Musa’nın rabbine inandım deyip secdeye kapandı.
Allah Teala tövbeleri çokça kabul eder, affı boldur. Ancak ölüm anında yapılan tövbelere ve imana hiç önem vermez. Çünkü imtihan süresi bitmiştir. Bu Allah’ın yer yüzünde uyguladığı değişmez, sapma göstermez kanunlarından biridir. Ancak yüce Allah Kıyamete kadar bütün insanlara ibret olsun diye firavunun cesedini koruyacağını Allah K.Kerimde bize bildirmiştir. Bu gün Londra da ki şehir müzesinde, firavun’un secdeye kapanmış pozisyonundaki cesedi bulunmaktadır.
Musa (a.s)’a ve ona iman edenlere yepyeni bir hayat başlar. Allah’ın izniyle Firavun ve onun zulmünden kurtulmuşlardır.
Yüce Allah Hz. Musa’ya Tevrat'ı levhalar halinde vermek için tur dağına çağırmıştır.
Hz. Musa kavmini kardeşi Harun’a emanet edip, Allah’ın davetine icabet etmiştir. Fakat döndüğünde birde ne görsün!; Samiri adında birisi insanların firavundan kaçarken yanlarına aldıkları Altınların hepsini eritip, “altında bir buzağı” yapmış. Heykelin içine bir delik açmış, ve o deliğin içinden hava sıkışarak geçince böğürme sesine benzer bir ses çıkıyormuş. Samiri:
- İşte bu Musa’nın Rabbi, bizim ilahımız demiş. Altından böğüren bir buzağı herkesin hoşuna gitmiş ve Samiri'ye itaat etmişler.
Bu kötü olayı dağda yüce Allan’dan haber alan Musa (a.s), üzgün ve öfkeli bir şekilde kavmine dönmüş. Firavunun zulmü altında inleyen, büyük bir mucizeye şahit olup yarılmış denizden geçen, firavun ve askerlerin aynı yarılmış denizden geçemediklerini, öldüklerini gören bu insanlar nasıl olurda bir buzağı heykeline tapabilirler. Nasıl bu kadar küçülebilirler.
Hz. Musa çok öfkelenip buzağı heykelini ateşte eritip denize atar. Ve Musa (a.s):
- Ey kavmim yeryüzünün, gökyüzünün ve ikisinin arasındaki her şeyin yaratıcısı bir olan Allah’tır. Sizi firavun’un zulmünden kurtaran Allah’a asla ortak koşmayın aksi halde kaybedenlerden olursunuz. Dedi.
Musa (a.s)’ın kavminde Karun adında çok ama çok zengin bir kişi yaşarmış. O kadar zenginmiş ki hazinelerinin anahtarını güçlü bir topluluk zor taşırmış. Halktan cahil kişiler ona imrenir, dalkavukluk edip onu şımartırlarmış. Olgun iyi kişiler: “Allah’ın sana ihsanda bulunduğu mallarla sende fakirlere ihsanda bulun” Dediklerinde Karun büyük bir kibirle bu ancak bende olan bilgiden dolayı bana verilmiştir, diyerek debdebe içinde halkın karşısına çıkarmış.
Bir gün yüce Allah Karun’u ve sarayını yerin dibine geçirmiş de Karun kendisine yardım edecek kimseyi bulamamış.
Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler: “Demek ki Allah kullarından dilediğinin rızkını genişletip bir ölçüye göre veriyor. Eğer Allah bize lütfetmemiş olsaydı bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay demek ki kâfirler asla felah bulmazlar demeye başlamışlar. (kasas / 82)
Hz. Musa (a.s)’ın kavmi kudret elması ve bıldırcın eti ile besleniyorlarmış. Yaşadıkları bölge çöl olduğu için toprağı işleyemezlermiş. Bir gün Hz. Musa’ya gelerek:
- Her gün aynı yiyecekleri yemekten bıktık. Eskiden soğan, sarımsak, sebze, mercimek yerdik, biz onları özledik demişler. Hz. Musa:
- Siz bayağı olan şeyle hayırlı olan şeyi değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyleyse şu şehre girin orada istedikleriniz var demiş.
- Ey Musa orada zorlu bir millet var sen ve Rabbin gidin savaşın, eğer onları oradan çıkartırsanız o şehre gireriz demişler.
Hz. Musa üzgün ve bitkin bir şekilde:
- Rabbim, ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebiliyorum, Artık bizimle bu yoldan çıkmış milletin arasını ayır demiş.
Arkadaşlar Allah, tövbe edip Salih amel işleyenleri bağışlar. Ancak Allah’a ve peygamberlerine iman etmeyenleri kendi haline bırakır.