----Bölümler---
(1)-(2)-(3)-(4)-(5)-(6)-(7)-(8)-(9)-(10)-(11)-(12)
4. Bölüm:
Bir gün Kureyş’in ileri
gelenlerinden Utbe bin Rebia haz peygamberi buldu. Getirdiği din ile Kurey’in arasına ikilik soktuğunu anlattı
-
Şayet bu dini getirmekle asıl maksadın servet kazanmaksa seni en
zenginimiz yapalım. Evlenmek istediğin bir kadın varsa
hemen nikah edelim. Reis olmak istiyorsan taç giydirelim. Ve sana danışmadan iş
yapmayalım. Gözüne görünen kurtulamadığın bir görüntü varsa tedavi ettirelim
diyordu.
Haz peygamber onu sonuna kadar dinledi,
şimdi sen de beni dinle dedi ve Fussilet suresini okumaya başladı. Secde ayetine
gelince kalktı, secde etti. Tekrar okumak istediğinde Utbe “aramızdaki akrabalık
aşkına yeter” dedi. Biraz sonra arkadaşlarına :
-
Ömrümde dinlemediğim bir söz dinledim. Vallahi bu söz sihir değil,
şiir ve kehanet değil. Beni dinlerseniz bu adamı kendi davasıyla baş başa bırakın.
Şayet Araplar ona galip gelirlerse sizin maksadınız yerine gelmiş olur. Eğer o
Arapları mağlup ederse onun şerefi sizin şerefinizdir, dedi ve ayrıldı.
Haz Ömer ve haz Hamza gibi yiğit
kişilerin İslamı kabul etmesi ve diğer
sahabelerin gayretli çalışmaları sonucu Müslümanlık hızla yayılmaya başladı.
Kureyş’in şımarık zorba zenginleri bundan çok rahatsız oldular. Müslümanlarla
alış-veriş yapmayı ve her türlü ilişkiyi kestiler. Peygamberliğin 7. yılında
başlayan bu zulüm uygulaması tam 3 yıl sürdü.
Peygamberimiz gibi Onun yolunda olan sahabelerde engellere güçlüklere meydan
okudular. Yüce Allah’ın kendilerine çizdiği yolda sabır ve sebatla ilerliyorlardı.
Mekkeli zorba idarecilerin baskısı karşısında Müslümanlar peygamberimizin
amcası Ebu Talip’in idaresindeki bir bölgeye toplandılar. Burada birbirlerine destek
olup tüm baskılara karşı koydular. Müslümanlar bir vücut gibi olmalı, acı ve
sevinci birlikte yaşamalı. Çünkü peygamberimiz “Müslümanların derdiyle
dertlenmeyen onlardan değildir” Demiştir.
Evet her sıkıntı geçer ve ömür bir gün biter. Bize düşen elimizdeki sahip
olduğumuz. Her şeyi kaybetsek bile dinimize bağlılığımızı kaybetmemeliyiz.
Çünkü Ahiret dünyadan daha hayırlıdır. Dünya geçici Ahret ise sonsuzdur.
Peygamberliğin 10. yılı,
peygamberimiz ve Müslümanlar için çok zor bir dönemin başlangıcı oldu ilk
günlerden beri peygamberimize destek veren ve onu Kureyş’in saldırılarına karşı
koruyan amcası Ebu Talip vefat etti. Amcasının ölümü peygamberimiz çok üzmüştü
çünkü yaptığı onca iğliğe rağmen Ebu Talip Müslüman olmadan ölmüştü.
Allah’a ve Ahiret gününe inanmadan yapılan iğlikler ise insanı Allah’ın
azabından kurtarmıyordu.
Ebu Talip’in ölümünden birkaç ay sonra peygamberimizin çok sevdiği eşi haz
Hatice vefat etti. Haz hatice'nin vefatı peygamberimizi daha çok sarstı.
Bu iki sevgili dost ve yardımcısının ölümünden sonra Kureyş baskısını
iyice artırdı. Artık Mekke şehri İslam fidanının büyüyüp güçlenmesi için
uygun bir yer olmaktan çıkmıştı. Bu nedenle peygamberimiz İslam davetinin
yayılacağı yeni bir yer aramaya başladı. Öyle ya İslam daveti ne bir milletin özel
davası nede bir ülkenin tapulu malı değildir. Bu davet nerede kabul görürse orada
yayılacak ve yeşerecektir. Bu nedenle peygamberimiz. Taif’e gitti, ancak Taif
müminlere kucak açmadı. Hatta bununla da yetinmeyip peygamberimizi şehrin
serserilerine taşlatarak oradan kovdular. Taif de geçirdiği o gün, peygamberimizin
hayatında ona en ağır gelen gün olmuştu.
Peygamberimizin yaşadığı bu zor günlerde yüce Allah ona büyük bir lütufta
bulundu. Bir gece haz Cebrail peygamberimize Mekke’den alıp Kudüs şehrindeki Mescit-i
Aksa’ya götürdü. Bu olaya “isra mucizesi” denir.
Peygamberimiz ve Müslümanlar bu mucizeden sonra Allah’ın emrine uyarak günde beş vakit namaz kılmaya başladılar. Namazla güçlendiler, moralleri yükseldi. Zaten yüce Allah’ta bize öyle emrediyor. “Sabır ve namazla yardım isteyin”