Ahmet: Ercan halamın oğlu büyük bir bunalım yaşıyor. Onun için öyle üzülüyorum ki; ama hiçbir şey yapamıyorum.
Ercan: Ne oldu Ahmet, nesi var halanın oğlunun?
Ahmet: Bu yıl dördüncü kez üniversite sınavına girdi. Fakat sınavı iyi geçmemiş.
Ercan: İyide Ahmet bu dünya’nın sonu değil ki.
Ahmet: Hayır hayır İlker ağabeyimin durumu bildiğin gibi değil. Dört yıldır dershaneye gidiyor ve tutulan özel hocalar…. İlker ağabeyimin babası öfkeden ateş püskürüyor.”bu çocuğun hocalarına bir servet ödedim karşılığı bu mu olmalıydı “diye hop oturup hop kalkıyor. İlker ağabeyim ölmeyecek kadar yemek yiyip, hiç konuşmuyor. Zavallı halam ise iki arada bir derede kaldı. Kah ağabeyimi teselli ediyor, kah eniştemi. Fakat evdeki matem havasını değiştiremiyor.
Ercan: Anlaşılan halanların ailesinde problem büyük, çünkü üniversiteyi kazanmayı ağabeyin değil ebeveynleri istiyor gibi.
Ahmet: Hayır Ercan İlker ağabeyimde çok istiyor. Nasıl istemesin büyük ablası tıp fakültesini bitirdi, küçük ablası da fizik mühendisliğini. Şimdi gözler İlker ağabeyimde.
Ercan: İlker ağabeyinde kulağa hoş gelen bir fakülteyi kazanmalı. Aksi taktirde kendini nasıl kanıtlar?
Ahmet: Evet öyle…İlker ağabeyimi çok seviyorum ama onun için hiçbir şey yapamıyorum. Onun üniversiteyi kazanması için ne yapabilirim ki.
Ercan: Üniversiteyi kazanması için hiçbir şey yapamazsın ama üniversite kazanmadan da pek ala mutlu, güzel yaşanabileceğini beklide anlatabilirsin.
Ahmet: Nasıl yani?
Ercan: Aslında Ahmet , üniversite pek gerekli, olmazsa olmaz değil. Ve dünya’nın hiçbir ülkesinde bütün öğrencilerin üniversite okuma şansı yok. Dolayısıyla mutlaka birileri elenecek.
Ahmet: Doğrusunu istersen Ercan ben de elenen olmak istemem.
Ercan: Benimde idealimde , okumak istediğim bir fakülte var. Fakat bu benim vazgeçemeyeceğim bir değer değil.
Ahmet: Olur mu Ercan okumazsak cahil kalırız.
Ercan: Cehaletten ancak ilim yaparak kurtulmak mümkündür. İlim kapısı ise üniversite kapısı değildir. Günümüzdeki üniversiteler kesinlikle ilim kapısı değildir. Onlar sadece meslek edinme kapısıdır. Olsa olsa bilim yuvası, kesinlikle ilim yuvası değil.
Ahmet: Bilim ile ilim arasındaki fark nedir?
Ercan: İlim doğruluğundan şüphe olmayan bilgidir. Bilim ise bulgu ve zandan ibarettir. Bu zan doğruda olabilir yanlışta. Bilim araştırma safhasından ileriye gidemez.
Ahmet: Doğruluğundan kesinlikle emin olunan bilgi nedir?
Ercan: Elbette yüce Allah’ın öğrettikleridir. Alim olan Allah;kullarına 600 sayfalık bir mektup göndermiştir. İşte o mektubun her bir cümlesi doğruluğundan kesinlikle şüphe olmayan bilgidir.
Ahmet: Sen Kuran’ı Kerim’den söz ediyorsun.
Ercan: Evet Ahmet Kuran’ı Kerim dünya –ahret doğru, güzel yaşamak için altın anahtardır. Kuran’ı Kerim’den uzak kalmak bizlere sapık yolun kapısını açar.
Ahmet: Dosdoğru yaşama ilmini Kuran’ı Kerim’den öğreneceğiz hıı
Ercan: Bu bizim için baraj dersi gibi. Ancak o dersten başarılı olunca, diğer derslerdeki başarı önem kazanır. Örneğin bir doktor düşün; Kuran’ı Kerim ilminden bihaber. Allah için mazluma, yetime, darda kalmışa iyilik yapmayan. İşte bu doktor ancak toplumda ki parası olan insanlara faydası olacak. Onun ötesinde kendisine bile faydası olmayacak.
Ahmet: Para kazanınca pekala kendisine de faydalı olmuş olacak.
Ercan: Şu gerçeği asla unutmamak gerekir ki hayrımıza olan; para kazanmak değil, helal kazanıp Allah’ın öğretisine uygun şekilde harcamaktır. Kuran ilminden uzak kalan kişinin bunu başarması çok zor beklide imkansızdır.
Ahmet: İlker ağabeymiş de bütün buları bilmesini çok isterdim. O bunları hiç bilmiyor. Dahası halam ve eniştemde çocuklarından üniversite diplomasından başka bir şey istemiyor. İlker ağabeyce: “ablaların senin yaşında diploma getirdi, sen hala dershane salonlarındasın” diye çıkışıyorlar.
Ercan: İlker ağabeyim, ablaları diploma sahibi de çok mu mutlu?
Ahmet: Doktor olan Serpil ablam bu yıl TUS ‘u kazandı. Eşi kazanamamış. Ve Serpil ablamın da okumasını istemiyormuş.
Ercan: Neden?
Ahmet: Şimdi İstanbul dalar. Serpil ablamın öğrenimini tamamlaması için Ankara ya gitmesi gerekiyor. Eşi de, olmaz öyle şey! Sen Ankara ben İstanbul, gitmeyiver diyormuş. Serpil ablam: “herkesin eline gedmiyor, istediğim bölümü kazandım, hayatta bırakmam.” Diyor. Sonuçta ayrılmaya karar verdiler. Serpil ablam Ankara da okuyacak. Bebeğine de Malatya da halam bakacak.
Ercan: Bir ailenin parçalanması, bir çocuğun hem annesiz hem babasız büyümesi az şey mi…. Bu çok üzücü Ahmet.
Ahmet: Fizik mühendisi olan Beril ablamda iş bulamayınca pedagoji dersi alıp öğretmenliğe müracaat etti… tayini Adıyaman’ın bir köyüne çıkış. Eniştem o ipsiz sapsız yere kızımı yalnız yollamam diye beraber gidecek. İlker abim bir okulu kazanıp bir yere yerleşseydi halamla eniştemin için rahat olacaktı. Ama olmadı diye yakınıyorlar.
Ercan: Sözün özü halan ve enişten çocuklarından çok çekiyor. Hem diplomalıdan hem diplomasızdan. Anlayamadığım diplomalıdan bu kadar çile çekerken diplomasızdan yakınmaları. Benim bildiğim en güzel meslek: hile, sahtekarlık sözün özü haram karışmayan meslektir. İsmi hiç önemli değil. Bir hastanede doktor olmazsa olmaz ama temizlikçi de olmazsa olmaz, asçı da olmazsa olmaz. Bütün meslekler çok değerli.
Ahmet: Dürüstçe yapılan bütün meslekler güzel.
Ercan: Meslekler nasıl küçümsenir anlayamam. Bir başbakan terzinin diktiği giyisiye muhtaç. En çok küçümsenen laham temizlikçisi, insanları en büyük pislikten kurtaran meslektir.
Ahmet: Bunu duyduğuma öyle sevindim ki Ercan. Halamlarda ki huzursuzluğu görünce ya bende üniversite yi kazanamazsam, annemle babama sıkıntı yaşatırsam diye öyle strese girmiştim ki…
Ercan: Sen ne yapabilirsinin ki, büyükler çocuklara beş yaşına girince: “büyüyünce ne olacaksın?” diye sormaya başlarlar. Doktor, mühendis cevabını alınca bir göğüsleri kabarır ki hiç sorma.
Ahmet: Haklısın haklısın. Amcam, halam, babam son günlerde hep bana: “aman Ahmet derslerine çok çalış İlker abin gibi olmayasın” deyip duruyorlar.
Ercan: Ben buradan, radyomuzun mikrofonlarından ulaşabildiğimiz bütün insanlara seslenmek istiyorum. “mesleklerin en güzeli hile karışmamış, helal kazancı olan meslektir. En güzel mesleğe sahip olmak diplomadan değil, Allah için ölçüyü tartıyı eksiltmemekten geçer.
Ahmet: Öyle sanıyorum ki Ercan insanlara birazda çok ve rahat para kazanmak için diplomalı meslek istiyorlar.
Ercan: Ama Ahmet bu Türkiye de mümkün değil. Bunu herkes iyi biliyor. Halanın kızları Serpil ve Beril ablan rahat mı, yoksa çok mu para kazanıyorlar?
Ahmet: Serpil ablam kocasından boşanmış çocuğundan ayrı; ne kadar kazanır bilemem ama rahat kazanmayacağı kesin. Beril ablam ise eniştemin deyimi ile o ipsiz sapsız köyde kazansa bile harcayacak yer bulmazmış.
Ercan: Yalnız Allah yolunda olan, yani Müslümanlar huzurlu yaşar. Onlara da güçlük, sıkıntı dokunur mutlaka ama çekilen sıkıntılar mutlak mükafatla son bulacaktır.
Ahmet: Cennetten mi söz ediyorsun?
Ercan: O ahretteki mükafattır. Şüphesiz dünyada da mükafatı vardır.
Ahmet: Ne güzle şey Müslüman olmak.
Ercan: Bize dinimizi öğreten Allah’a hamd olsun.