Ahmet: bizim apartmanda benim yaşımda 8 arkadaş var Ercan. Akşam üstü olunca hepimiz arka bahçeye inip top oynuyoruz.
Ercan: Ne güzel bir ortam Ahmet. Bizim apartmanda akranım hiç yoktur.
Ahmet: doğrusu çok da güzel değil. Bazen nasıl davranacağımı bilemiyorum. Zaman zaman onlarla birlikte olmaktan sıkılıyorum. Kendimce engeller yaratıyorum ki onlarla beraber olmayayım.
Ercan: Problem nedir. Anlayamadım Ahmet?
Ahmet: şey… ııı…..hepsi birlikte namaz kılığım için beni küçümsüyorlar. Alay ediyorlar. benim bulunduğum takım kaybederse, “Ahmet’in namazı bile takımınızı kurtaramadı.” “ya Ahmet sen şu beş vakit namazını 6-7 vakide çıkar. Beş vakit namazla Allah sana yardım etmiyor.” Gibi abuk-subuk bir dolu söz işte… geçende de tam 6 kes üst üste benim oynadığım takım kazandı. “Ahmet’ ten korkmak lazım, okuyup üflüyor galiba” deyip söyleyip güldüler. Ercan: Onlarla beraberken namaz vakti girse yanlarından ayrılıp namaza gitmeye çekiniyor musun?
Ahmet: ne münasebet…. Gururla ben namaza gidiyorum, selamun aleyküm deyip ayrılıyorum. Zaman zaman kendilerince dalga geçiyorlar ama bunlar beni düşündürmüyor. Ancak böyle insanlar la birlikteliğimi sürdürmeli miyim, yoksa bir çırpıda kesip atmalı mıyım. Beni düşündüren nokta budur.
Ercan: Müslüman olarak yaşamak dünya-ahret kişinin kurtuluşudur. Bizler kurtuluşumuzu sağlayacak dine sahibiz elhamdülillah.. ancak çevremize karşıda sorumluluklarımız var. Yüce peygamberimiz: “hepiniz çobansınız, her biriniz sürüsünden mesuldür.” Demiştir.
Ahmet: arkadaşlarıma karşı sorumluluklarım var değimli? Öyle bir çırpıda kesip atmak olmaz değimli?
Ercan: elbette, halkın arasına karışıp onların ezalarına ve cefalarına katlanarak onları İslam!A davet eden Müslüman, evinde oturan Müslüman dan daha hayırlıdır.
Ahmet: ama Ercan onların Allah’ın hoşuna gitmeyecek bir çok söz ve davranışlarından adeta boğuluyorum.
Ercan: Mümin gittiği ortamı kendi rengiyle renklendirmeli. Yani etkin olmalı. şayet güçü yemiyor başkaları kendinin üzerinde etkin oluyorsa o zaman kafirun suresinde olduğu gibi “sizin dininizin size benim dinim bana” diyerek ilişkisini sonlandırmalı.
Ahmet: bilmem ki Ercan….. bu güne dek kendi değerlerimden ödün vermedim. Ancak oları İslam’a davet etmek gibi kaygıda çekmedim.
Ercan: gözük altında kalan insanlara yardım etmez misin Ahmet? Onları göçük altından çıkarmak için hiç çaba sarf etmez misin?
Ahmet: o nasıl söz Ercan elbette yardım ederim.
Ercan: uçurum yada ateş çukuruna doğru emekleyen bebeğe engel olmaz mısın?
Ahmet: (şaşkın) Ercan elbette engel olurum, o bir bebek… bebekler tehlikeyi bilemez.
Ercan: gayr-i Müslimler kurtuluşları için hiçbir şey yapmadıklarından tıpkı göçük altında kalmış deprem zede gibi eli kolu bağlı değimlidir?
Ahmet: Evet doğru.
Ercan: her vicdan sahibi olan insan onlara yardım elini uzatır. Müminler çevrelerine ışık tutmakla mükelleftir. Her sapık yolda ilerleyeni, yolun sonu uçurum olduğundan durdurmak için çaba sarf etmeli.
Ahmet: Bu Allah’ın emrimidir?
Ercan: Evet Ahmet. Allah müminlerin omzuna böyle bir sorumluluk yüklüyor.
Ahmet: düşünüyorum da Ercan her insan bu sorumluluğunu yerine getirse toplumlar kısa sürede erdemli insanlardan oluşur.
Ercan: Üzerimize büyük sorumluluklar düşüyor. Çünkü oldukça bozuk bir toplumda yaşıyoruz.
Ahmet: Çok doğru; benim yaşımdaki her insan namaz kılmakla mükellef. Ancak namaz kılmayanlara toplum normal gözle bakarken kılanlara karşı şaşkınlar.
Ercan: Hz. Muhammed’in bir sözü var: “ Gerçek dost görünüşüyle Allah’ı hatırlatan, konuştuğunda ilmini artıran, amel ettiğinde ahreti hatırlatandır.” İşte Ahmet çevremize sergileyeceğimiz imaj budur. Eğer çevremizi ıslah etmekle uğraşmasak, onların bize vereceği o zaman onların bizlere vereceği zararla uğraşmak zorunda kalırız.
Ahmet: Apartman arkadaşlarımı İslam’a davet etmeliyim… bunu anladım ama Ercan… ben bunu nasıl yaparım? Ben bu kadar güçlü değilim…
Ercan: İnsanlara hakkı gösterecek güce elbette sahipsin, sen çok güçlüsün Ahmet.
Ahmet: beni benden daha iyi tanıyormuşsun gibi konuşuyorsun.
Ercan: Bak Ahmet yüce Allah peygamberlere dinini tebliğ etme görevini verdi. Dolayısıyla bütün insanlar tebliğ etmekle yükümlüdür. Şunu çok iyi bilmeliyiz ki eğer yüce Allah bizden bir şey istiyorsa, bizde onu yapacak güç mutlaka vardır. Zira Allah Teala bize yapamayacağımız, gücümüzün üstünde sorumluluk yüklemez.
Ahmet: “Eğer Allah bizden bir şey istemişse, bizlerde onu yapacak mutlaka güç vardır.” Hııı… bunu hiçbir zaman unutmayacağım Allah’ın her emrini öğrendiğimde acaba yapabilir miyim diye düşünmeden hemen uygulamaya geçeceğim.
Ercan: Peygamberleri ve onların takipçisi alimleri bir düşünmek gerek. Ne çok insanın Müslüman olup kurtuluşuna vesile olmuşlardır.
Ahmet: ama onlar peygamberler, alimler…
Ercan: onlar sahip oldukları gücü kullandıkları için Allah’ın taktirini kazanmış insanlar.
Ahmet: Pek anlayamadım Ercan.
Ercan: Güneş her gün doğar, bütün insanların üzerine doğar. Ancak güneşten herkes eşit faydalanmaz. Kimileri sebze, meyve yetiştirip; kışlıklarını kuruturken, kimileri evinde hiç güneş görmüyor.
Ahmet: Bu güneş örneğiyle konumuzun ne önemi var?
Ercan: Yüce Allah dünya-ahret kurtuluşumuz için bir kitap ve kitabı yaşayan örnek insan peygamberler göndermiştir. Kuran’ı Kerim belirli insanlara inmemiş. Bütün insanlığa inmiştir. Bununla beraber bütün insanlık Kuran’ı Kerimden faydalanıp feyz almaz. Hz. Muhammed de bütün insanlık için örnek peygamber dir. Ancak onun misyonunu yüklenmeyenler onu örnek almamış, dolayısıyla ondan faydalanmamış olur. Kuran’ı Kerimi rehber edinmemiş, peygamberleri örnek edinmemiş insan Allah’ın kendisine verdiği potansiyeli nasıl ortaya çıkarır?
Ahmet: hııım evet.. Bilgi güçtür.
Ercan: Bilgi güçtür….