Ercan: Bir kurban bayramı daha geride bıraktık Ahmet.

Ahmet: Evet öyle oldu. Bayramın nasıl geçti Ercan abi?

Ercan: Adı üstünde Ahmet. Bayram hiç kötü geçebilir mi? Belki olumsuzluklar olabilir bunlar imtihanın gereğidir. Ancak bayramı hakkıyla yaşayan kişi için bayramın kötü geçmesi mümkün değil. Bayram kişinin İslam a girip irfana ulaşmasının kutlaması ise; bu kutlamaya gölge düşüren ne olabilir?Kişinin İslam’a girip irfana ermesi; bir çok yoldan cennete giden yoldan ayırt etmesi ve o yolda yürümeye ceht etmesidir. Yoldaki güçlükler yolun doğruluğundan emin olmakla kolayca yenilebilir.

Ahmet: Aklıma Celaleddin Rumi’nin güzel bir sözü geldi; “sabır yolun sonunu görebilenlerin sahip olacağı bir meziyettir.” Yolun sonu cennete varıyorsa, ancak o yolda sabretmek mümkün olur.

Ercan: Çok doğru Ahmet. Peki Kurban bayramında kurban kestiniz mi?

Ahmet: Evet. Hem annem hem de babam için kurban kestik. Babaannemde kurbanını bizde kesti. Artık iyice güçsüzleşti tek başına parçalama dağıtma işlerini yapamıyor.

Ercan: Bir evden Allah’a üç koç kurban etme ha…

Ahmet: Annem babam ve babaannem  bir ara konuştular: “acaba bir yada iki koç mu kurban etsek” diye. Hani Hz. İbrahim Müslüman olarak yaşamasına oğlu engel olmasın diye oğlunu kurban etmişti…Meğer annemin babamın ve babannemin üçünün ayrı ayrı Allah’a kurban etmeleri gereken engelleri  varmış. Bunun göstergesi olarakta üçü de koç kurban etmek istediler.

Ercan:  Dolayısıyla Allah’a daha da yaklaştılar. Kesilen bunca kurban Allah’a yaklaşan bunca mümin demek…Yaratanlarıyla bağlarını kuvvetlendiren Mümin… Kurban bayramı Allah’a teslim olmuş kulların takıntılarından arınıp paklaştığı bir kutsal gündür.

Ahmet: Herkesin kurban kestiği bayramın birinci günü bende bir burukluk vardı…

Ercan: Hayırdır Ahmet sorun neydi?

Ahmet: Birincisi; biliyorum Ercan abi koçlar Allah’a kurban edilmeli, fakat yinede içim dayanmıyor. Onların etini yerken üzüntü duyuyorum.

Ercan: Niye ki? Yüce rabbimiz koçları insanlar beslensin diye yaratmıştır. Bence Ahmet böyle düşünmek bir mümin e yakışmaz. Gayr-i Müslimler kurban bayramına “hayvan katliamı” derler. Ama en leziz pişmiş eti ağızlarına layık görürler. Onların rahatsızlığı yalnızca kendilerine layık gördükleri nefis etlerden fakirlerinden istifade etmesidir. Ayrıca müminlerin hem sağlıklı besinlerle beslenip hem de Allah’a yaklaşmalarına dayanamazlar.

Ahmet: Sanırım haklısın.

Ercan: Tabi ki haklıyım. Bu benim şahsi düşüncem değil ki yanlışlık olsun. Bu rabbimizin bize öğrettiği yaşam şekli. Kurban eti yememek; Aldığı arabaya kıyamadığı için binmemek, taşlara çimentolara kıyamadığı için ev yapmayıp dışarıda yaşamak kadar abestir. Her bir şeye yaratılışına uygun bir şekilde yaklaşmalıyız.

Ahmet: İnan bana, rabbim hayvan etlerini yeme konusunda doğruyu göstermeseydi ben asla bu doğruyu bulamazdım.

Ercan:  Bize hak la batılı ayırt etmemizi öğreten Kuran’ı Kerimi gönderen Allah’a şükürler olsun.

Ahmet: Madem durum böyle bende bir koç kurban ederek rabbime yaklaşmak isterim. Benimde yenemediğim eksiklikler var ve ben bunun için uzun yıllar geçmesini beklemek zorundayım. Para kazanıp benimde kurban kesmem için nereden baksan en az bir, onbeş yıl gerek.

Ercan: Beklide onbeş, yirmi, otuz yıl geçecek ama bir koç kurban edecek maddi rahatlığa ulaşamayacaksın.

Ahmet: Bak bu doğru peki o zaman ben hiç Allah’a yaklaşamayacak mıyım? Eksiklerimi, zaaflarımı Hiçbir zaman Allah’a kurban edemeyecek miyim.?

Ercan: Elbette her kurban bayramı Allah’a yaklaşacaksın. Kurban etmen gerekeni Allah’a kurban edeceksin. Yalnızca bunu sembolize eden koç kurban etmeyeceksin.

Ahmet: Öyleyse büyümeyi beklemem gerekmiyor koç kurban edecek kadar para kazanmam da gerekmiyor. Biran önce Rabbime yaklaşıp Hz. İbrahim’in yaptığını yapabilirim.

Ercan: Hz. İsmail ide unutmamak gerek. Hz. İbrahim çok değerli oğlunu kurban ederek, oğluna olan bağlılığını Allah’a olan bağlılığının önüne geçirmedi. Hz. İsmail ise canını kurban ederek, Allah’a olan bağlılığının önüne kendini geçirmedi.

Ahmet: Peki Ercan abi bütün bunları bildiğine göre sen nasıl kurban bayramını yaşadın?

Ercan: Biz bu bayram koç kurban etmedik Ahmet. Babam bir koç alabileceğini ancak hesap da olmayan kaza, hastalık gibi masraflar için bir miktar para ayırmasa bunun sıkıntısını yaşayacağını söyledi. Annemde: “ Yüce Rabbimiz güç buyurmamış, Allah bize zorluk çektirmek istemez, O bize temizleyip paklamak ister.” Dedi. Bayram namazından geldikten sonra annemin bayrama özgü yaptığı yiyeceklerin olduğu sofraya oturduk. Sonra ailece birbirimizin bayramını kutladık. Şekerler dağıtıldı.  Babam her birimize ayrı ayrı hediyeler almıştı. Bende en büyük çocuk olduğum için kardeşlerime şekerleme hediye ettim. Her birimiz iyi bir Müslüman olmakta ne gibi eksiklerimiz olduğunu konuşup bir birimizi uyardık. Hatalarımıza tekrar dönmeyeceğimize söz verdik.

Ahmet: Sakıncası yoksa Ercan abi Allah yolunda sen neyi kurban ettin onu öğrenmek istiyorum.

Ercan: Boşa harcadığım zamanımı kurban ettim. Bundan böyle beş dakikamın bile boşa geçmesine izin vermeyeceğim. Zira bu yıllar benim sağlıklı-dinamik en güzel yıllarım.

Ahmet: Annemin bir arkadaşı iki bacağından birden ameliyat oldu. 6-7 ay yatması gerekiyormuş. Bayram ziyaretine gittiğimizde annem ona kitap götürdü. Sürekli yatıp oturduğu için rahatlıkla kitap okuyabileceğini düşündür. Çok memnun oldu ancak gözleri yakının iyi görmediği için zor okuyabileceğini söyledi.

Ercan: Kaç yaşında?

Ahmet: Sanırım 45 civarı

Ercan: İnsanların verimli yaş süresi çok kısa. Bu nedenle söz konusu zamanımızı harcamak olunca cimrileşebildiğimiz kadar cimrileşmeliyiz. İlim gençlikte dikilip yaşlılıkta meyvesi alınan ağaç gibidir.

Ahmet: Bayramda büyükleri ziyarete gittik. Belikli gençliklerinde ilim ağacını dikmemişler. Çünkü onlarda ağaçtan meyve toplayan bir insan huzurunu göremedim. Aksine bütün meyvelerinin çürüdüğünü gören, yenilerini asla yetiştiremeyeceğini bilen hüsrana uğramış hallerine şahit oldum.

Ercan: İnan bana bir çok yaşlıda bende aynı hüsranı gözlemliyorum. Allah’a adamaları gereken canlarını belikli çocuklarına adamışlar. Allah’a adamaları gereken çocuklarını ise makam-mevki sahibi zengin-güçlü olabilmeleri için üniversite mezunu olmaya adamışlar.

Ahmet: Babam bana bir şey öğretmişti: “ Sahip olduğumuz bütün nimetleri Allah’ın rızasını kazanmak için kullanmalıyız. Allah’ın rızasını kazanmaktan başka rızalar kazanmak için sarf edilenler, muhakkak bizim başımıza inen darbeler olarak bize dönecektir.” Demişti.

Ercan: Evet Ahmet bu çok önemli. Bütün insanların kulağını sağır edercesine haykırmak istediğim önemli bir gerçek. Bu bir sünnetullah yani Allah’ın yeryüzünde uyguladığı asla sapma göstermeyen kanunudur.  “ bizler yalnız Allah’a kulluk etmek için yaratılmışız. Allah’tan başka kime-neye kulluk edersek mutlaka ondan darbe yeriz.”

Ahmet: Aslında Ercan abi bu yüce Allah’ın insanlara büyük bir iyiliği. İnsanlar gözlerinde büyütüp ilahlaştırdıkları putlarından darbe yiyince gerçek ilahını aramaya başlar.

Ercan: Elbette hiç şüphem yoktur. Allah’tan insana ancak iyilik gelir. Ancak ben hüsrana uğrayan yaşlılarımızda darbe yedikleri ilahlarına kızgınlık görüyorum ama Allah’a kavuşmuş bir insan huzuru göremiyorum. Yaşlılar canlarını-mallarını adadıkları çocuklarından gelecek yeterli ilgiyi bulamayınca Allah’a yönelmek şöyle dursun, çocuklarını kâh zorlayarak, kâh yaptıkları iyiliklerini başa kakarak kendilerine yönelmesi için uğraşıyorlar.

Ahmet: Bari bu uğraşlarında başarılı oluyorlar mı?

Ercan: Ne gezer Ahmet… Çocukları Allah yolunda olsa bir derece Allah’ın rızasını kazanmak için ebeveynlerine hizmette bulunacak. Allah’tan gayrisine adanmış bu evlatlarda adandıkları ilahlarından darbe yiyorlar. Bu insanların halleri de gerçekten içler acısı. Bir yandan ebeveynlerinin “sen benim umudumdun” baskısı, bir yandan kendi umutlarının bir bir sönmesi, diğer bir yandan da batıla adanmış kendi çocuklarının bir karanlığa doğru yol adlığının sezgisi. İnsanlık bu girdabın içinde inim inim inliyor.

Ahmet: Bayramda genci-yaşlısı bütün akrabalarla dört gün içinde görüştüğümüz için bende bu iniltileri duyabildim. Yaşlılara gittiğimizde bir çok çocuğu şehir dışında yaşıyor, aynı şekilde şehirde yaşayanlarda bayram tatili için şehir dışına çıkmış; yapayalnızlar . orta yaşlılar bir taraftan yaşlı ebeveynlerinden kopuk olmaları, diğer yandan eşlerinin çocuklarının beklentileri altında çöküktüler. Gençlerin ise büyük bir sorunun var. Bütün büyüklerinin acaba üniversiteyi kazanıp hayatını kurtaracak mı? (!) beklentisi… Şayet üniversiteyi kazanmasalar ölünceye kadar rüştlerini kanıtlayamayacaklar. Meğer ki zengin bir iş adamı olalar…

Ercan: Bütün dileğim kuran la bütünleşip, kuran la hayatımızı yönlendirmek. O zaman tüm inananları yüzü aydınlık gözleri ışıl ışıl olacak… o yüzler asla hüsrana uğramayacak yüzler olacak.

Ahmet: İlacı biliyoruz ama hastayla ilacı bir araya getiremiyoruz.

Ercan: Getirmeliyiz, getirmek zorundayız. Peygamberlerin yaptığı da buydu: hasta insanlara ilaç sunmak. Doğru zamanda yeterli dozda ilaçla insanları iyileştirmek…

Ahmet: Allah yardımcımız olsun… Gerçekten büyük bir sorumluluk.

Ercan: İman güçtür… Bu güçle insan bütün sorumluluklarını yerine getirebilir. Allah iman edenlerin yar ve yardımcısıdır.

Ahmet: Allah yardımcımız olsun…Bayramımız hepimize mübarek olsun…