Ahmet: Bu gün Ercan olmadığına göre sohbetimizi seninle yapacağız Fehim. Beni yalnız bırakmadığın için gerçekten sana teşekkür ederim.
Fehim: Bende zevkle geldim. Böyle güzel faydalı bir çocuk programına katılmak benim için mutluluk verici. Fakat 5,5 yaşında bir kız kardeşim var programa gelirken beni bir hayli üzdü.
Ahmet: Problem neydi Fehim.?
Fehim: Ne olacak her zamanki hali işte, ben nereye gitsem oraya gelmek istiyor. Arkadaşıma ders çalışmaya gitsem bende geleyim, sokakta top oynamaya çıksam bende geleyim….
Ahmet: Bu gün bu programa getirebilirdin. Biliyorsun ki çocuk programı ve çocuk konuklar kabul ediyoruz.
Fehim: Biliyorum da Ahmet o tek başına bir çok işini yapamıyor. Hep benden yardım istiyor. Ağabeycim ayakkabımı bağla, ağabeycim susadım…. Yok canım olmaz öyle şey çanta gibi yanımda taşıyamam onu.
Ahmet: Aklıma Hz. Alinin bir sözü geldi.
Fehim: Nedir o?
Ahmet: Huşu olmayan namazda,boş söz konuşmanın terk edilmediği oruçta; dikkat edilmeden okunan Kuran2ı Kerimde; cömertlik olmayan zenginlikte bir birini korumak ve yardımlaşmanın olmadığı kardeşlikte devamlı olmayan nimette; başa kalkılan iyilikte hayır yoktur.
Fehim: Korumanın, yardımlaşmanın olmadığı kardeşlikte hayır yok ha…
Ahmet: Bir kardeşlik düşünki birbirlerini korumuyor ve ve de yardımlaşmıyorlar. Yabancılardan ne farkı kalır?
Fehim: Doğru beni korumayan, zor durumda kaldığımda yardım etmeyen kardeşimin yabancıdan ne farkı vardır.
Ahmet: Korumanın ve yardımlaşmanın olduğu kardeşlik paha biçilmez bir değerdir.
Fehim: Abi olmak hep kendinden vermektir.
Ahmet:Gün gelir küçük kardeşlerde büyür yararlı olur.
Fehim: Bizim ufaklık Zeynep de büyüyüp bana yardım edecek ha.
Ahmet: Sen galiba fare ile aslanın fablını bilmiyorsun.
Fehim: Ooo hiç bilmez olurmuyum: çaresiz kaldığımda beni kurtar aslan kardeş gün gelir bende sana iyilikte bulunurum diyen fareyi dudak bükerek, “sen küçücük faremi bana iyilikte bulunacaksın.” Diyerek kurtarmıştı aslan…. Gün gelip filenin içinde kapana sıkışan aslan farenin keskin dişleri sayesinde kurtulmuştu.
Ahmet: Annem hep derki Müslüman deprem merkezi gibidir. Nasıl ki depremden en fazla etkilenen merkezidir Ve merkezden uzaklaşma oranında bu etki azalır; Müslüman da dininden en fazla kendi faydalanır, sonra yakın çevresi yakınlık oranına göre faydalanır. Mümin elinden geldiğince iyilik yapar. Sahip olduğu hiçbir iyilik yapma fırsatını kaçırmaz. Daima en yakın çevremize iyilik yapma şansımız daha fazladır.
Fehim: sanırım haklısın, insan yakın çevresine iyilikte bulunmayınca, uzaklara karşı hiç yapamıyor.bugün evden ayrılırken, Zeynep’i ağlayarak bıraktım… komşumuz nezihe teyzenin çok işi vardı , küçük oğlu da “ dondurma istiyorum “ diyerek ağlıyordu nezihe teyze: “Fehim. Koraya dondurma alır mısın?” diye rica edince kabul edemedim… ne bileyim Zeynep'i öyle ağlarken üzgün bırakıp da komşunun çocuğuna iyilikte bulunmak… yapamadım işte.
Ahmet: zaten yakınlarıyla hiç ilgilenmezken uzaklara iyilik yağdırmak hoş da olmuyor.
Fehim: H ıhı
Ahmet: Annem bana derki kardeş Allah’ın insanlara bahşettiği en güzel nimetlerden biri…. Kardeşsiz ortamda, yalnız büyüklerin içinde olmak çok sıkıcı….
Fehim: Ona hiç şüphe yok. Geçenlerde Zeynep halamlarda yattım, bir canım sıkıldı ki hiç sorma… ev bomboş gibiydi.
Ahmet: Birde annem derki öğrenmenin en güzel yolu öğretmektir. Öğrendiğin her bir şeyi kardeşine öğret, hem öğrendiklerin artık senin için kalıcı bilgi olur. Hem de, faydalı ve iyi bir abi olduğundan kardeşinle ilişkilerin güzel olur.
Fehim: Benim bir sınıf arkadaşım vardı. Birinci sınıfta okumayı yazmayı öğrenmiş olarak okula geldi. kendisinden bir yaş büyük abisi varmış, okulda her öğrendiğini kendisine öğretmiş bir yıl önce abisiyle birlikte okumaya geçmiş. Yedi kardeşlerdi, annesi mutfakta işlerini yaparken abisinin yaptığı ödevlerin aynısını arkadaşımda yaparmış. Derken abisi okumaya geçince anne-babası onu öpüp sevmişler. Oda kardeşimde artık okuyup-yazıyor her öğrendiğimi ona da öğrettim deyince anne-babası hep çok şaşırmış hem de çok sevinmişler.
Ahmet: düşünsene Fehim o arkadaşın ömür boyu abisine sevgi ve saygı duyar.
Fehim: Evet
Ahmet: Ben ilk okulu İnönü Üniversitesi Kampus ilk okulunda okudu. Sınıf mevcudumuz 16 kişiydi. Her Çarşamba sırayla arkadaşlardan biri bütün sınıfa besleneme götürürdü. Kemal adında bir arkadaşım her zaman kendi hakkını iki sınıf küçük olan kardeşiyle paylaşırdı. Öyle bir hal oldu ki beslenme getirenler 16 kişilik değil de 17 kişilik getirmeye başladılar.
Fehim: Vay be… İnsanın yediklerini paylaşan kendisini seven bir abisinin olması ne güzel bir şey.
Ahmet: Kemal benim en iyi arkadaşımdı, onula çok samimi olunca annem öğretmene: “Ahmet kemalle çok samimi, kemal nasıl bir çocuk, bu arkadaşlığı onaylayayım mı? Diye sorunca öğretmenim: “ Çok iyi bir çocuk kendinden iki yaş küçük kardeşi var, onu gözetip-kolluyor.” demiş
Fehim: Farkındaysan Ahmet TV de gösterilen hep filimler de kardeşlik ilişkileri çok bozuk. Hep birbirlerinin eksik-hatalı yanlarını ebeveyn şikayet ediyorlar, birbirlerine karşı ineli konuşuyorlar.
Ahmet: Haklısın.. TV de Müslüman bir ailenin hayatını konu alan bir film yok ki… Gayr-i Müslimler kendilerini yiyip bitirdikleri gibi yakınlarıyla da ilişkileri kedi köpek gibi didişmekle geçiyor.
Fehim: Hani bir film var ya çocuklarına kavgalarını göstermemek için ikide bir mutfağa gidip kavga ediyorlar.
Ahmet: AA evet görmüştüm. Sürekli Anne-bana kardeşler tartışıyor. O ne iğrenç bir aile düzeni. İçimi kasvet basıyor.
Fehim: Beni de çok sıkıyor. Bazen Zeynep ile olan problemlerimizde; ne yapalım, kardeşlik işte böyle diye düşünüyorum.
Ahmet: hayır hayır. TV de gördüğün Gayr-i Müslimlerin aile düzeni, müminlerinki kesinlikle öyle değil… Şunu adım gibi iyi biliyorum ki nerede bir güzellik varsa orada İslamiyet vardır. Nerede bir çirkinlik varsa orada İslamiyet yaşanmıyordur. Elhamdülillah Müslümansız.
Fehim: Elhamdülillah Müslümanız. Bize Müslüman olarak yaşamayı, yani güzel yaşamayı öğreten Allah’a şükürler olsun.