Ahmet: Evet Ercan yine seninle sohbet köşemize geldik nihayet. Bir çok kez beni öyle rahatlattın ki bazen senin için yolumu aydınlatan ışık olarak düşünüyorum.
Ercan: Hayır hayır abartıyorsun Ahmet.. senin yolunu aydınlatan ben değilim sen sorunlarını söyleyince bende sorununu çözecek aklıma gelen ayetleri söylüyorum. Yani senin yoluna ışık tutan Allah’ın ayetleridir.
Ahmet: Hani geçen hafta konuşmuştuk ya… ben peygamberimiz nasıl olsa şefaat edecek dolayısıyla okulda ikindi namazı kılmama gerek yok diye düşünmüştüm.. Sen beni uyardın Ercan abi. Nasılda akıl edemedim… Allah’ın emirlerini yerine getirme, sonrada bazı insanların şefaat edeceğini umarak cenneti düşle…
Ercan: Oo evet. Namaz İslam’ın direğidir, köküdür. Namaz kılmayanın cenneti umut etmesi, köküne kezzap döktüğün ağacın yaz olunca meyve vermesini ummak gibidir.
Ahmet: Nasıl böyle bir hata yapabildim? Kendimi affettirebilmek için her gün iki kez ikindi namazı kılıyorum. Yaratanım Allah’ı öyle çok seviyorum ki fazla fazla namaz kıldıkça mutlu oluyorum.
Ercan: Bilmem ki bu yaptığın doğru mu?
Ahmet: Elbette doğrudur.
Ercan: Hayır hayır Ahmet yaptığın hatadan dolayı Allah’a tövbe edip doğrusunu yaşamalısın. Yüce Allah hata yaptığımız zaman böyle yapmamızı bize öğretiyor. Senin yaptığın ise sadece kendi zannın.
Ahmet: Niyetim yalnızca Allah’ın rızasını kazanmaktı.
Ercan: Rahipler rahibelerde Allah’ın Rızasını kazanmak için evlenmiyor. Oysa Allah onlardan böyle bir şey yapmalarını istemiyor.
Ahmet: Peki Ercan abi, Allah Teala’nın bu konuda bize öğretisi nedir?
Ercan: Allah istemediği halde, kişinin Allah’ın rızasını kazanmak için kendince yaptığı eylemleri; Yüce Allah Kuran’ı Kerimde ruhbanlık diye nitelendiriyor. Bu konuda Hadid suresi 27. Ayeti kerimede şöyle buyuruyor: “ İcat ettikleri ruhbanlığı biz onlara yazmamıştık, yalnızca Allah’ın rızasını kazanmak için (onu kendileri icat ettiler) fakat ona gereği gibi uymadılar.” Aşırılılıklar daima sürekliliğin önünü tıkar. Bunun için peygamberimiz: “ İbadetin en güzeli az ve sürekli olanıdır” demiştir.
Ahmet: Hiç şüphem yok ki Kuran’ı Kerim Allah’ın Kitabı…… Çünkü onda hiçbir eksik yoktur. Doğru doğru Ercan abi yolumu aydınlatan sen değilsin, senden duyduğum kuran ayetleri… Hiçbir insan; insanların ihtiyaçlarına cevap veren, bütün sorunlarını çözümleyen bir kitap yazamaz asla. Çünkü hiçbir insan insanı bu kadar iyi tanıyamaz. Ancak insanı yaratan onu bu kadar iyi tanıyabilir. Hiç şüphem yok ki Kuran Yaratanımız olan Allah’ın kitabıdır.
Ercan: Ve Yüce Allah; ne kadar ibadet edeceğiz, nasıl giyineceğiz, yemek yemede ölçümüz nasıl olmalı, hatta hatta nasıl yürüyeceğiz, insanlarla nasıl tartışacağız aklına gelebilecek her konuda bize ölçü vermiş. Bu ölçüde aşırıya kaçmalardan bizi sakındırmış. Müslüman her zaman aşırılıktan, uç noktalardan kaçar. O itidalini koruyan bir insandır.
Ahmet: İnanamıyorum… mesela yüce Allah nasıl yürümemizi ister?
Ercan: Kibirlenmeden yürümemizi ister. Lokman suresi 18-19. ayeti kerimelerde, Lokman (a.s) oğluna nasihat ederken: “…Yeryüzünde çalımlı çalımlı yürüme. Çünkü Allah kendini beğenen hiç kimseyi sevmez. Yürürken mutedil ol, sesini alçalt çünkü seslerin en çirkini eşeklerin sesidir.”demiştir.
Ahmet: hııı Konuşurken bağıra bağıra konuşmayacağız ha.. Yürüyüşümüze de dikkat edeceğiz.
Ercan: Bu ayetin üzerine ashaptan bir mümin yolda süklüm-püklüm, biçare gibi yürüyormuş.. Peygamberimiz onun hasta olduğunu düşünmüş, sonra hasta olmadığını öğrenince: “ Müslüman kibirlenmeden, vakarla yürür” demiştir.
Ahmet: Müslüman hiçbir zaman çaresiz değildir ki biçare biçare yürüsün. Onun her sorununun çaresi Kuran’ı kerimde mevcuttur. Süklüm-püklüm duruş tarzı da Müslüman a yakışmaz elbet. Çükü Müslüman ölüm ötesini görecek kadar ileriyi görendir. Öyle birkaç yıllık değil, sonsuza dek en iyi yaşamanın planını yapandır değil mi?
Ercan: Oo Elbette. Müslüman her yerde hakkın şahitliğini yapar. Bu kutsal görevi üstlenenler, görev bilinciyle dikkatli, atik ve vakarlıdırlar.
Ahmet: Hem Müslüman herhangi bir flamaya, nesneye veya kula kul olan değildir. O yer yüzü, gökyüzü ve ikisi arasındakileri yaratana kul olandır. Allah’a kul olmak insanı en alçaktan en yükseklere kaldıran bir kaldıraç gibidir.
Ercan: Çok doğru.
Ahmet: Peki Ercan abi Allah tartışmalarımızda bile bir ölçü koymuştur dedin. Nedir bu tartışmanın ölçüsü? Bazen öyle asabımı bozanlar oluyor ki önce onlarla kıyasıya tartışıyor sonrada daha iyi bu tartışmayı geçiştirebilirdim diye düşünüyorum.. Hele şu küçük kardeşimin kitabımı defterimi karıştırması sonucu annemle olan tartışmalarımızın bitmesini ne çok isterim..
Ercan: annenle tartışmanın çözümü sanırım küçük kardeşine karşı sabırlı olmandır. Onun küçük olduğunu asla unutmamalısın Ahmet.
Ahmet: öyle tatlı ki yanaklarıma öpücükler kondurarak kendini öyle sevdiriyor ki ona karşı sabırlı olmakta hiçte zorlanmayacağım.
Ercan: Müslümanların birbirleriyle tartışmalarını yüce Allah hoş karşılamıyor. Enfal Surenin 46. ayetinde: “… birbirinizle çekişmeyin, yoksa korkuya kapılırsınız, gücünüz gider. Sabredin, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” Diyor. Ayrıca yüce Allah; Gayr-i Müslimler, Müslümanlara sataştığında Müslümanların selametle diyerek, yani senin için güzellikler dilerim anlamına gelen, kulağı okşayan sözlerle tartışmayı başlamadan bitirmemizi emrediyor. Yada “ ben kendimi Allah’a teslime ettim” , “ Allah yaptıklarınızı daha iyi bilir” gibi cümleler kullanarak muhtemel tartışmaları önlememizi istiyor.
Ahmet: çok iyi anlıyorum. Müslüman zamanını tartışmalarla geçirmeyecek kadar akıllıdır. Zaten tartışmalar moral bozukluğu yapar. Morali bozuk insan namazını dahi huşu içinde kılamaz. Peki yemek yemede ölçümüz ne olmalı? Ben bu konuda yalnızca yemeğe Allah’ın adıyla başlayacağımızı, şükrederek bitireceğimizi biliyorum.
Ercan: Haram olan yiyecekleri yemeyeceğiz. Başkasının hakkını yemeyeceğiz. Ve de karnımızı tıka basa doyurmayacağız. Yemek konusunda ölçülü olmazsak sağlığımız tehlike altında demektir.
Ahmet: yüce Allah’ın bütün emirleri çok önemli. Hangi emrinde ölçüyü aşarsak tehlikeyle karşılaşmayız ki? Sıkı sıkı Allah’ın emirlerine sarılıp, sevdiğimiz insanlara bu kutsal dinin tebliğini yapmalıyız.
Ercan: Bir dakika, dikkatli ol.... Tebliğ yaparken ölçüyü aşmamalıyız. Bir kere sadece sevdiğimiz insanlara değil tüm insanlara yüce dinimizi tebliğ etmeliyiz. Tebliğ ederken ısrarcı olmamalıyız. Asla yumuşaklıktan vazgeçmememleyiz. Tebliğimizin sonucu olumlu olursa Allah’ı hamd ile tesbih ederken bağışlanma dilemeliyiz. Sonuç olumsuz olursa üzülmemeliyiz.
Ahmet: Yüce Allah Kuran la bizi ne güzel terbiye ediyor. Küçük kardeşimin bazı terbiyesizliklerinden öyle utanıyorum ki, anneme şikayet ettiğimde: “ O daha küçük Ahmet kardeşinin terbiyeli olmasını istiyorsan onu iyi eğitmelisin. Onun terbiyesinden benim kadar sende sorumlusun.” Dediğinde onu nasıl terbiye edeceğimi bilemiyordum. Ama şimdi iyi biliyorum. Onu Kuran’la terbiye edeceğim.
Ercan: Zordur insan terbiye etmek. Allah yardımcın olsun Ahmet.
Ahmet: Umarım dua ederken ölçüyü kaçırmıyorsundur.
Ercan: Sen bu konuyu bayağı iyi kavradın Ahmet. İçin rahat etsin ölçüyü kaçırmadan dua ettim. Ne yatırlara gittim, nede duamda aracı koydum, nede yaygara çıkararak dua ettim…
Ahmet: Bunları da mı Kuran’ı Kerimden öğrendin?
Ercan: elbette benim Rabbim Allah dır. Yani ben Allah’ın terbiyesi altındayım.
Ahmet: Herkesin Allah’ın terbiyesi altında olmasını ne çok istiyorum bilemezsin. Büyüdüğümde para kazanınca herkese Kuran’ı Kerim alıp hediye edeceğim.
Ercan: Sakın o zaman paranı harcarken ölçüyü kaçırma.
Ahmet: Nee para harcamada da mı ölçü var?
Ercan: Elbette, Allah cimrileri de savurganları da sevmez.