Ahmet: Cuma günü sınıfla beraber pikniğe gittik Ercan.
Ercan: Güzel geçti mi peki?
Ahmet: Her şey çok güzeldi. Arkadaşlar doyasıya oynadık. Lunaparkta çarpışan otoya bindik. Güzel olmayan bir şey vardı ki o da yiyeceklerin aşırı bol olmasından ziyan olmasıydı.
Ercan: İsrafı önlemek için bir önlem alınması gerekmez miydi? Çünkü bu çok önemli bir konu; Yüce Allah’ın israfı müminlere yasakladığını nasıl unuturuz. Araf suresi 31. ayette “yiyin ve için, fakat israf etmeyin.” Emrini asla unutmamak gerek.
Ahmet: Sınıfımız 50 kişi herkes kendine yetecek kadar değil de sınıfın yarısına yetecek kadar yiyecek getirmişti. Bir düşün , 50 çeşit pasta, börek, çörek, dolma, salata, kısır aklına ne gelirse…..........
Ercan: İnsanların ayda- yılda birde olsa kendilerine firavun sofrası hazırlaması ne çirkin. Bu insanlar ellerinde imkanları olsa hep böyle firavun sofrası hazırlatırlar mıydı acaba? O zaman Allah’ın hakir gördüğü firavundan ne farkımız kalır?
Ahmet: Dün yiyeceklerin ziyan olmasına çok üzüldüm. Bir görecektin Ercan, yiyecekler yerlere dökülmüş ayaklar altında eziliyordu. İnsanlar tabaklarına yiyecek alırken çok fazla aldılar sonrada yiyemediler.
Ercan: Tabakta kalan yiyecekler de çöpe gitti değil mi?
Ahmet: Elbette başka nereye olacak; yiyeceklerin heder olmasının boyutları bu kadarla kalmadı, servis tabağındakilerde gün boyu sıcakta kaldığı için bozulmaya yüz tuttu. Orda çalışanlara verildiyse de israflığın boyutu küçülmedi.
Ercan: Oysa enam suresi 141. ayeti kerime de yüce Allah ne buyuruyor: “israf etmeyin, Allah israf edenleri sevmez.” Pikniğin organizatörlüğünü yapan her kimse muhtemel israfı önlemesi gerekirdi.
Ahmet: Arkadaşlarım çeşit çeşit yiyecekleri gördüklerinde midelerimiz bayram edecek dediler ama düşündükleri gibi olmadı; aksine mideleri fesada uğradı. Sürekli bir şeyler yemekten oynayıp koşamadılar bile…
Ercan: Doğru doğru, yemede israf insanın bedeninde bozukluklara sebep olur, zamanda israf insanın ruhunda bozukluklara sebep olur. Allah’ın bizlere verdiği zaman nimetini, asla israf etmemeliyiz.
Ahmet: Fazla yediğimiz zaman beden sağlığımızın bozulacağını biliyorum ama
zamanımızı iyi kullanmadığımız da ruh sağlığımız nasıl bozulur doğrusu anlayamadım.
Ercan: Bir düşün Ahmet zamanını işe yarar hiçbir şeyle geçirmiyorsun. Biraz televizyona bakıyor, biraz bomboş oturuyorsun amaçsız yürüyüp geziniyorsun, kendini işe yaramaz çer-çöp gibi hissedip mutsuz olmaz mısın?
Ahmet: Olurum elbette
Ercan: Hayatında boşluk devam ettikçe; kendini kötü hissetmen, mutsuzluğunu devam ettirecek, hakkı öğrenmediğin için ve hayatına sokmadığın içinde ruhun besinsiz kalıp cılızlaşacak ve nihayetinde güçsüz düşecektir.
Ahmet: Yani hakkı öğrenmek ve yaşamak biz insanların ruh sağlığını mı koruyacaktır?
Ercan: Hakkı öğrenmek; yani Kuran-ı kerim’i öğrenmek ve yaşamak; zamanımızı, malımızı her türlü israfı önlediği gibi, dünya-ahret bütün bozuklukları gideren, yerini saadete bırakan iksir gibidir.
Ahmet: Her türlü derdin ilacı: “hakkı öğrenmek ve yaşamak” hıııı.
Ercan: Hiç şüphesiz. Her türlü çirkinlikte hak’tan uzaklaşmak ve yaşamamak söz konusudur. Bilir misin Konfiçyus’un bir sözü vardır: “karanlığa küfür edeceğine bir mumda sen yak”
Ahmet: Evet duymuştum, bu söz hep hoşuma gitmiştir. Cuma günkü piknikte ki israf da bir karanlıktır ve ben bu karanlığa çok kızıyorum, fakat bir mumda ben nasıl yakarım bilemiyorum.
Ercan: Karanlığa ancak tek bir şekilde mum yakılır: “hakkı öğrenip yaşadıktan sonra; öğretip yaşatmaktır.”
Ahmet: Artık karanlığa bir mum da ben yakacağım.