Ahmet: Evet Ercan geçen hafta, zihnimizin en açık olduğu şu yıllarımızı boş işlerden uzak, ilim yaparak geçirmemiz gerektiğini öğrenmiştik.
Ercan: Çünkü ilim gençlikte dikilen yaşlılıkta meyvesi alınan bir ağaç gibidir demiştik. Zihnimizin açık , sorumluluğumuzun az olduğu şu yıllarımızı ilim yaparak geçirmeliyiz ki, ileri yıllarımızda meyvesini toplayabilelim.
Ahmet: Otuz yaşından sonra bir insanın üniversite sınavına girip okuması ne kadar güçtür. Çünkü o yıllarda insanlar ailelerinin geçimleriyle sorumludurlar.
Ercan: ilim her yaşta farzdır. Büyüklerinde her gün belli bir zamanlarını öğrenime ayırması gerekir. Peygamberimiz bizler için “beşikten mezara kadar ilim” tavsiye etmiştir.
Ahmet: Beşikte ilim nasıl olur ki
Ercan: Bu annenin sorumluluğudur. Bebeğine söylediği ninnide, tekerlemede, masalda hakkı öğretmeyi temel almalı.
Ahmet: Yengem beş aylık bebeğini eline ampul takar gibi kıvırarak “ tel sara tolga tel sara, tel bulamasa ne sara, komşunun kızını sara” diye tekerleme söylüyor. Minik tolga annesi her tekerleme söyleyişinde elini annesi gibi kıvırıyor. Sanırım bu boş tekerlemelerin yerini, Müslümanlar yarar getiren öz cümleciklerle doldurabilir.
Ercan: okulda şahit oldum. Bir öğrencinin annesi çocuk arabasında bebeğiyle okula gelmişti. Ayrılacakları zaman bebeğin abisi aşağı-yukarı dokuz-on aylık olan kardeşini “ çak bi beşlik” deyince bebek elini kaldırdı. Ellerini çakıştırıp ayrıldılar. Düşündüm de bu bebeğe hiçbir anlam ifade etmeyen, boş vedalaşma şekli yerine Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerine olsun” diyebilirdi. Bebek henüz beşikte geçirdiği yıllarında yüce Allah’ın bize öğrettiği selamlaşma şeklini öğrenmiş olacaktı.
Ahmet: İnsanların en fazla muhtaç oldukları Allah’ın rahmeti ve selamı iken; karşılaşmalarımızda ve ayrılışlarımızda bu güzel temenniyi söylemek yerine nasıl olurda çak bi beşlik” , “ Byeee (baaay)” gibi anlamsız söyler kullanıyorlar.
Ercan: Yada telefonda alo diye söze başlamak…..
Ahmet: sahi ne anlama geliyor “alo”
Ercan: hiç…… Hiçbir anlama gelmiyor. Bomboş bir sözcük. “Selam un Aleyküm” yani Allah dan sana güzellikler gelmesini dileyerek, karşı tarafa dua ederek söze başlamak ve karşındaki kişinin “Aleyküm Selam” Yani Allah'dan gelecek bütün güzellikler seninde üzerine olsun. Sözünü işitmek inanıyorum ki karşılıklı kalplerde sevgi oluşturacaktır. Bu güzel dilekle ayrılışlar bir sonra ki beraberliğimize kadar belleğimizde sevgi dolu kalacaktır.
Ahmet: “ Selam un Aleyküm” ne kadar güzel bir dua , böyle güzel bir dua yı almak da, vermekte insana huzur veriyor. Bu güzel duayı insanlar nerden, kimden öğrenmiş Ercan?
Ercan: Tabi ki Kuran’ı Kerim den. Yani yüce Allah öğretti. Selam vermek namaz kılmak gibi her mümin in üzerine farz kılınmıştır.
Ahmet: Diyelim ki Ercan ikimiz karşılaştık; ikimize de selam vermek farz, ancak sen daha atik davrandın. Ben o zaman bir farzı yerine getirmemiş olurum. Farzı yerine getirmemek ise çok kötü, bundan Allah’a sığınırım.
Ercan: Selam vermek farzdır. Selam alanın ise dahasıyla alması farzdır.
Ahmet: Selamın dahası nasıldır.
Ercan: Gülümsemeyle olabilir Yada aleyküm selam ve rahmetullah ve bereketü denebilir. Ancak sana verilen selamı almadığın zaman görevini yapmamış olursun.
Ahmet: Anladığım kadarıyla Kuran’ı Kerimde hiç eksik bir şey yok. Nasıl selamlaşacağımızı, nasıl yaşayacağımızı ordan öğrenmemiz mümkün.
Ercan: Bu çok doğru Ahmet. Yarattığı kulunu en iyi tanıyan yüce Allah Kuran’ı Kerimde bütün insanların bütün ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde indirmiştir. Bundan dolayıdır ki ilmin ilk adımı Allah’ın kitabını öğrenmekle başlar. Amacımız doğru yaşamamız için doğruyu öğrenmekse, önce Allah dan gelen sese kulak vermeliyiz.
Ahmet: Peki Sadece Kuran’ı Kerim okumamız yeterlimidir.
Ercan: Yüce Allah’ın, Müslüman olarak yaşarken bize örnek gösterdiği peygamberlerin nasıl yaşadıklarını araştırıp öğrenmekte bize hayli ışık tutacaktır.
Ahmet: Yani Ercan önce Kuran’ı Kerim sonra hadis ışığı altında doğru yolumuzu bulacağız.
Ercan: Daha sonra ilim adamlarından da faydalanabiliriz. Onların eserleri ve sözleri kusursuz değildir. Çünkü kusursuzluk Allah’a mahsustur. Ancak onlardan oldukça fazla faydalanabiliriz.
Ahmet: Birde Ercan peygamberimizin bir sözü vardır. “Fayda vermeyen ilimden sana sığınırım Allah’ım” diye. İlmin faydasızı da olur mu?
Ercan: Dikkat edersen faydasız ilimden demiyor, fayda vermeyen ilimden diyor. İlim faydalıdır ancak edindiğimiz ilimden faydalanmazsak işte o ilim zaman kaybından başka bir şey değildir.
Ahmet: arkadaşımın babası hukuk fakültesi mezunu fakat ticaretle uğraşıyor. Çeşitli sebeplerden dolayı mesleğini yapamamış. Hukuk fakültesi okuduğu yıllarda faydalanabileceği ilimle de uğraşabilirdi.
Ercan: Yada kişi namazı farz kılan ayetleri okur, öğrenir ancak namaz kılmazsa öğrendiği ilimden faydalanmamış, yani kendisine fayda vermeyen ilme sahip olmuş olur.
Ahmet: Rabbim bize ilmini hidayetini nasip etsin. Hz. Muhammed gibi bizde fayda vermeyen ilimden Allah’a sığınalım. Ve sana bu güzel sohbet için çok teşekkür ederim. Bu sohbetten çok faydalandım.
Ercan: Ben teşekkür ederim. Dilerim radyolarının başında bizi dinleyen mümin kardeşlerimizde faydalanmıştır. Fayda vermeyen sohbetlerden Allah’a sığınırım.