Ercan: Seni üzgün gördüm Ahmet. Neyin var?

Ahmet: Ne olacak yine Özkan onunla aynı sırayı paylaştığım günden beri problemsiz bir gün yaşamadım.

Ercan: Hııım anlıyorum. Sorumsuzluğu canına yetti değil mi?

Ahmet: Silgimi unuttum silgi ver Ahmet, eyvah kalem kutumda hiç kalem yok, yedek kalemini ver Ahmet, kitabımı unutmuşum seninle beraber okuyalım Ahmet…

Ercan: Bir günde kendisini unutsa da huzur bulsa.

Ahmet: nerdeee? Her müşkül duruma düştükçe yardım ettim. Ardı arkası kesilmediği gibi, bana ait eşyaları kullanmak için artık izin bile istemez oldu.

Ercan: Bilirim sorumluluğunu bilmeyen insanlarla beraber olmak çok zordu.

Ahmet: Hem de nasıl…. Bende kararımı verdim. Ve onunla konuştum.  “senin eksiklerini tamamlamakla sana iyilik değil kötülük yapıyorum. Bundan böyle ihtiyaçlarını kendin temin et, yoksa da benden isteme çünkü artık vermeyeceğim” dedim.

Ercan: Peki kendini toparladı mı?

Ahmet: Ne gezer…  8-9 kişiyi etrafına toplamış ve benim çok cimri olduğumu söylemiş. Eğer kaleminizi silginizi unutsanız, derste fark etseniz ne yaparsınız demiş. Onlarda yanımızda ki arkadaşımızdan isteriz deyince; işte bende öyle yaptım Ahmet vermedi, çok cimri bir insan en ufak bir eşyasını bile paylaşmaz demiş. Onlarda olumu öyle deyince bakında görün demiş. Yavaşça yanıma sokulup: “Ahmet yanıma para almayı unuttum karnımda çok acıktı, borca bir simit parası verir misin?” dedi. Bende öfkelenip: “Hayır ne şimdi nede başka bir zaman;  sana asla borca para vermem” dedim… meğer sınıfta ki bir çok kişi bizi gözlemliyormuş. Özkan gözleriyle gördünüz işte der gibi bakmış, sınıftakilerde Özkan’ı onayladıklarını gözleriyle işaret etmişler.

Ercan: Tabi sen bu olanların hiç farkında değildin.

Ahmet: Elbette değildim. Nerden fark edebilirim ki; biri kaş-göz işaretiyle suçluyor, diğerleri de kabul ediyor.

Ercan: Gerçekten çok kötü bir durum. Suçlandığının farkına varmadığından dolayı kendini savunma imkanında yok. Yargısız infaz diye buna derler.

Ahmet: Bu kadarla kalsa yine iyi. Özkan öğretmene: “ öğretmenim ben Ahmet le aynı sırada oturmak istemiyorum; o hiç iyi bir arkadaş değil, ne kadar zor durumda kalırsam kalayım benimle en ufak bir eşyasını bile paylaşmıyor.” Demiş.

Ercan: Bu kadar da olamaz!

Ahmet: Öğretmen, Özkan la benim sıramı ayırdı. Ama ben nerden bileyim ki bu Özkan’ın isteği üzerine oldu. Öğretmende sık sık nasihatlerde bulunuyor: “çocuklar sakın araç ve gereçlerinizi arkadaşlarınızdan üstün tutmayın. Birbirinizle paylaşın. Bu gün arkadaşın küçük bir kaleme ihtiyacın duyar, sen ikinci kalemini vermezsen, yarın senden zor durumda kaldığında o vermez. Sizler arkadaşsınız, birbirlerinizin eksiğini-gediğini kapatmalısınız.” Dedi.

Ercan: Meğer bu sözler sana mıymış?

Ahmet: Maalesef öyleymiş.

Ercan: Peki bunu nasıl anladın?

Ahmet: Bir gün yine öğretmen nasihat ederken: “çocuklar aranızda, arkadaşı zor durumdayken ona yardım etmemek gibi kötü huya sahip olan varsa, derhal bunu düzeltsin” deyince arkadaşlardan biri kalktı ve: “öğretmenim Ahmet öyle. Bir kere Özkan çok acıkmıştı Ahmet ten borca simit parası istedi. Ahmet de yanında parası olduğu halde vermedi ve asla vermeyeceğini söyledi.” Dedi. Diğer çocuklarda: “evet öğretmenim bizde şahidiz. Özkan Ahmet’in bu kötü huyunu söyledi bizde, Ahmet öyle şey yapmaz deyince; bakın görün şimdi gidip bir simit parası isteyeyim de  ve ne yapacağını şimdi görün.” Dedi. Özkan haklıymış öğretmenim. Ahmet çok cimri, arkadaşlarına yardım etmekten kaçınan birisi dedi.

Ercan: Seni çok iyi anladım Ahmet. Koca bir sınıfın içinde ne kadar zor bir duruma düşmüşsün. Sınıf arkadaşların senin için çok yanlış bir düşünceye sahip olmuşlar. Buna hep Özkan’ın seni arkadan çekiştirmesi sebep olmuş.

Ahmet: Bütün sınıfı inandırmış. Ercan o kadar kötü durumdayım ki asla o sınıfa bir daha gitmek istemiyorum.

Ercan: İnsanları arkadan çekiştirme, kaş-göz işaretleriyle toplum içinde suçluluğunu kanıtlama…. Demek insanda bu kadar derin yaralar açıyor. Okulu terk etmek isteyecek kadar… şimdi Hümeze suresini çok daha iyi anlıyorum.

Ahmet: Hümeze suresi mi?, içeriği nasıl?

Ercan: Ahmet yanında ki Kuran’ı Kerimi verir misin? Hümeze Suresini beraber okuyalım.

Ahmet: Al Ercan.

Ercan: Teşekkür ederim. 104. sure olacaktı…. Hııı işte buldum….. euzubillahimineşşeydaniracimbismillahirrahmanirrahim “arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı kaş-göz işaretiyle eğlenmeyi adet edinenlerin vay haline.” “hayır andolsun ki o hütameye atılacak.” “(hütame) Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir.” Hümeze Suresi 1,4 ve 6. ayeti kerimeye göre asıl kötü durumda olan sen değilsin. Kötü durumda olan Özkan. Farkındaysan Ahmet ayeti kerimede: “arkadan çekiştirmeyi, kaş-göz işaretiyle alay etmeyi adet haline getirenler” diyor.

Ahmet: Evet fark ettim.

Ercan: Özkan henüz bir çocuk, bu kötü huyu kemikleşmeden, yani adet haline getirmeden, ona destek olmalısın.

Ahmet: Sınıfta herkes beni kötü tanıyor, kendimi bile kurtaramaz, o sınıfı terk etmeyi düşünürken, nasıl Özkan’a yardım edebilirim.

Ercan: Sınıfı terk etmek, sorunlardan kaçmak kolay. Fakat sorunları çözmez. Bak Ahmet Cenab Şahabettin’in dediği gibi; eğriyi sökmeden, doğruyu dikemezsin.

Ahmet: İyide Ercan ben eğriyi nasıl sökeceğimi, kendimi düştüğüm bu kötü durumdan nasıl kurtaracağımı bilmiyorum ki.

Ercan: Sen benim arkadaşımsın, seni çok iyi tanırım Ahmet. Kimseye kötülük etmez, herkesin yardımına koşarsın. Bilirim elinden geldiğince insanlara iyilikte bulunursun. Öyle sanıyorum ki Özkan seni kıskandığından, senin bu güzel özelliklerine gölge düşürmek istiyor. Yarın okula gittiğinde öğretmeninden izin isteyip; sınıf arkadaşlarının senin için düşündükleri hakkında konuşmak istediğini söylersin. Ve Özkan’ın durumunu anlatırsın. Yani unutmalarının her gün olduğunu, artık izin almaya dahi gerek duymadan pervasızca eşyalarını  kullanmasından dolayı, ona karşı böyle davrandığını söylersin. Şayet Özkan’ın dedikleri doğru olsa, ona olan tavrını bütün sınıfa gösterirdin. Böyle bir şey olmadığına göre kendini temize çıkarman kolay olacak.

Ahmet: Sanırım haklısın; yarın okula gideceğim ve kendimi savunacağım.

Ercan: İstersen bu seferlik Özkan’ı bağışla ve ona Hümeze Suresini oku. Olu ki ibret alırda hatasını tekrarlamaz. Hartasını tekrarlayıp huy haline getirirse de ona uymaz, muhatap almazsın.

Ahmet: Çok teşekkür ederim Ercan. Kendimi bir kuş gibi hafif hissediyorum.

Ercan: Başına gelen bu kötü olaya ne kadar üzülmüştün. Oysa şimdi bu kötü olay vesilesiyle sana iyilik yapma fırsatı doğdu. Kötülüğe iyilik her kişinin kârı değildir. Kötülüğe iyilikle cevap veren kişiler Allah indinde çok değerli kullardır.

Ahmet: Ne güzel şey Müslüman olmak.

Ercan: Çok haklısın insan Müslüman olunca, hayatının bütün bölümlerini hayrına çevirebilir. Ne güzel şey Müslüman olmak….