Ahmet: Biliyor musun Ercan botum annemi geçti, annemin ulaşamadığı rafa ben ulaşıyorum.

Ercan: Bende boyum annemi geçtiği o ilk zamanlar çok mutlu olmuştum. Şimdi bayağı fark attım. Aşağı-yukarı annemi bir karış geçtim.

Ahmet: Geçen gün ne oldu biliyor musun? Annem benim televizyon izlememden çok rahatsız olur. İkide bir “kapat o televizyonu Ahmet” diye bağırır. Öyle sinir oluyorum ki, Tam filime konsantre olmuş izlerken sigortadan televizyonu kapatıyor. Annemin sigortaya boyu yetişmez, ayakkabı çekeceğiyle kapatır. Sonrada çekeceği beraberinde götürür ki bende onunla sigortayı açmayayım. Oysa artık benim sigortaya elim yetişiyor. Annem sigortayı kapatmış arkasını dönmüş gidiyordu, bende hemen açınca Televizyon sesine annem döndü, altımda sandalye yok beni öyle görünce annem şaşkın: “Ahmet nasıl yaptın?” dedi bende yanında sigortayı tekrar kapatıp açtım. Annem daha da şaşkın: “yavrum senin boyun benden daha mı uzun gel aynada bakalım” dedi. Aynada da daha uzun olduğumu görünce bana şaşkın bir bakışı vardı ki sorma…

Ercan: Bundan böyle anlaşılan dilediğince Televizyon izleyebileceksin.

Ahmet: Annem taktik değiştirdi. Oturdu benimle uzun uzun konuştu: “bak Ahmet küçüklüğünü bir düşünsene, sana zarar gelmesin diye peşin sıra gezerdim. Sen uyumadan işimi bile yapmazdım. Sende iyi bilirsin ki sana faydalı olanı senden hiç uzaklaştırmadım. ve şimdi ben uzun uzun televizyon izlemeni senin için sakıncalı görüyorum. Sana zararlı olmasa asla seni hoşuna giden bir şeyden uzaklaştırmazdım. Madem boyun benden daha uzun artık beni anlayacak yaşa geldin demektir. İnanıyorum ki artık televizyonu kendi arzunla kapatacaksın. Bir gün senin için asıl faydalı olanı idrak ettiğinde eminim hiç açmayacaksın. Dinleri batıl olan insanların çevirdikleri filimler de  hakkı bulmak, faydalanmak imkansız. Sen hak üzerine olunca cahili insanların meydana getirdikleri seni tatmin etmeyecektir.” Dedi.

Ercan: ee şimdi durum nasıl?

Ahmet: Doğrusu yine televizyonu açıp izliyorum. Annem: “Ahmet yeter artık oğlum”  deyip kapatınca karşı çıkmıyorum. İstesem ona engel olurum ama sonuçta annem ve benim iyiliğimi istiyormuş… aslında güç olarak ta annemden daha güçlüyüm istediğim zaman onu yere bile yatırabilirim.

Ercan: Nasıl yani?

Ahmet: Kolunun birini tutup arkaya kıvırıyorum, diz kapağımla da beline bastırınca da annem un çuvalı gibi paad diye yere yatıyor.

Ercan: Böyle yapınca annen kızmıyor mu?

Ahmet: Senin bu kuvvet denemelerinde bir gün ya benim bir yerim kırılacak yada sana yüklene cem senin belin ağrıyacak diyor.

Ercan: Annenden daha uzun ve daha güçlüsün, peki babandan?

Ahmet: O kadar da değil…. Babam oldukça uzun boylu ona biraz zor yetişirim galiba..

Ercan: Güçlü olmak güzel şey değil mi?

Ahmet: oo elbette.

Ercan: Fiziki güç ancak iman gücüyle birleştiğinde sahibine hayır getirir.

Ahmet: Fiziki güç ancak iman gücüyle birleştiğinde sahibine hayır getirir. Hıı? Nasıl yani Ercan?

Ercan: Bak sana Şeh Sadinin anlattığı bir kıssa anlatayım: “Bir genç annesinin sözünü dinlememiş. Derli anne gönlü ateş gibi yanarak, gitti gencin beşiğini getirip önüne koydu: ey eski halini unutan çocuk dedi. Daima ağlayan aciz bir yavruydun gece ve gündüz koşardım yardımına… şu beşiğin içinde yetmezdi bir şeye gücün.. yüzüne konan bir sinekten incinir ve onu kovamazdın. Ya daha öncesi! Ana rahminde rızkın göbekten gelmez miydi? Göbek kesilince bir can kurtaran gibi mememe yapışmamış mıydın?.. şimdi büyüdün, kuvvet sahibi oldun.. fakat unutma, uzun sürmez bu güç… gün gelir insan ölür, mezarın çukuruna girer. Mezardaki böcekler beynini yerler… kendinden bir karıncayı bile def edemezsin yavrum.” Demiş.

Ahmet: Bu çok doğru. İnsanoğlunun geçmişi aciz geleceği aciz..

Ercan: gelecekte acizleşmek için ölüme de gerek yok. En fazla 50 yaşından sonra insanların güçleri hızla azalır. İleri ki yıllarda başkalarına yardım edemedikleri gibi kendi işlerini de yapamaz hale gelirler. 20 ila 50 yaş arası insanlar kendi işlerini kendileri yapabilirler. En fazla 30 yıl…yaşamlarının diğer bölümlerinde bakıma muhtaç yaşarlar.

Ahmet: Geçici bir güç

Ercan: Yüce Allah’ın bizlere verdiği geçici o gücü çok güzel kullanmalıyız. Bu güç Allah’ın rızasını kazanmak, yani Allah’a kul olmak için bize verilmiştir. Bunu asla unutmamalıyız. İnsanoğlunun geçmişi belli geleceği belli… gençlik yıllarında kendisine biraz güç verilince, tekrar kaybedeceğini de çok iyi bildiği halde nasıl olurda kendisine güç veren Allah’a isyan eder anlayamam.

Ahmet: Düşündüm de Ercan; insanlar hep gençlik yıllarında Allah’a isyan ediyorlar. küçüklük yıllarında gerçekleri idrak edemezler. Biraz büyüyünce namaz kılmaktan, oruç tutmaktan çok zevk alırlar. Gençlik yılları girdimi Allah’ın dinini küçümsemeye başlarlar.

Ercan: oo evet gençlik yıllarının verdiği heyecanla insanlar Müslümanım demektense; modernim, çağdaşım demeyi tercih ediyor. Allah’ın kendilerine emrettiği giyim tarzına sırtlarını dönüp; giyim sektörünü elinde tutan bir kısım insanların emrettiği giyim tarzını benimserler.

Ahmet: Fakat yaşlanınca sağlık problemleri insanlara Allah’a dua etmeyi sevk eder.

Ercan: O tip insanlar yine dar görüşlülüğünü yaşlılıkta da sürdürürler. Dikkat edersen pek ileriyi göremezler. Onların gözleri ölüm ötesini göremez, yaratanlarını düşünüp ona kulak veremezler. Duaları da dünyevi istekleri içindir. Hem Müslüman olmak güç gerektirir. Yüce Allah bu uğurda ceht etmemizi ister. Gençlik yıllarını maleyane geçiren bir insanın yaşlılığında öğrenip hayatına geçirmesi zordur.

Ahmet: Aklıma güzel bir söz geldi. “bilgi gençlikte dikilip yaşlılıkta meyvesi alınan ağaç gibidir.”

Ercan:  Bu söz benim söylemek istediğimi çok güzel anlattı. Bundan dolayıdır ki gençlik yılları çok önemli.

Ahmet: Sanırım annemin televizyon izlememden niçin rahatsız olduğunu şimdi anlıyorum. Televizyonu kaptığımda, ona kızgın bakınca: “böyle bitkisel hayattaymışsın gibi yaşamana dayanamıyorum. En güzel yılların; hakkı öğrenmek için gayret sarf et bu yaşta öğrenilenler taşa yazılmış yazı gibidir, belleklerden silinmez.” Diyor

Ercan: Annen haklı Ahmet… Müslüman olmak güç gerektirir demiştim ya; işte senin benim bu yaşta bütün gücümüzü öğrenmeye vermemiz gerekiyor. Zira ilim olmadan amel nasıl olur?

Ahmet: olmaz tabi Ercan komşumuz Nermin teyze gibi oluruz. Her zaman nafile namaz kılar, nafile oruç tutar, 6 kez hacca gitmiş fakat hep insanların kalbini kırarak konuşur. Halı kilim ne varsa tepemizden silker. İnsanların eksik yanlarını söylemekten büyük zevk alır. Babam onun için ilimsiz amel ediyor der. Namaz kılmanın, oruç tutmanın hacca gitmenin faziletini idrak etmiş; fazlasıyla da yapıyor. İslam’da konuşma adabını da öğrense kim bilir belki onu da yapacak. Peygamberimizin “ya hayır konuş ya sus” dediğini bilse… yüce Allah2’ın “cahillerle karşılaştığınızda onlarla tartışmayın, selametle deyip onlardan uzaklaşın.(43/89)” dediğini bilse beklide insanlarla uzun uzun tartışmayacak… rabbimizin “ sen onları hikmetle ve güzel sözle rabbinin yoluna çağır. (16/125)” dediğini bilse o kadar  kalp kırmayacak. Çünkü insanları Allah’ın yoluna çağırmak gibi kutsal bir görevi yerine getirmesi gerekecek…

Ercan: İlimsiz İslam olmaz. Madem ki Müslümanız diyoruz; Öyleyse ilim yapmak zorundayız. Zira Kuran’ı Kerim bir bütündür, onun bir kısmına uyup bir kısmını kulak arkası edemeyiz. Bu nedenledir ki içinde bulunduğumuz gençlik yılları çok önemli rabbimiz ömür verse bile önümüzde çok fazla zaman yok. Durumumuzun buz satan adamdan pek bir farkı yok.

Ahmet: Buz satan adam mı? Hiçbir şey anlamadım.

Ercan:  Bir adam çok sıcak bir yaz günü buz satıyor, bir yandan da bağırıyormuş. “ Sermayesi eriyen adama yardım edin”  diye. Ömrümüz buz gibidir Ahmet sürekli erir. Zaten eriyecek olan ömrümüzü kazanç sağlayarak eritmeliyiz.

Ahmet: Ömrümüzden nasıl kazanç sağlayacağımızı çok iyi biliyorum. İlim yaparak ve ilmimle emel ederek… Fakat Ercan hangi alanda ilim yapmam gerekiyor ve neresinden başlamalıyım. Bu konuda beni aydınlatır mısın?

Ercan: Vakit hızla ilerliyor. Sorun başlı başına bir konu. Dilersen o konuda gelecek hafta konuşalım.

Ahmet: Elbette. Seninle sohbet etmek büyük zevkti Ercan. Her geçen gün fark edeceğin kadar artan gücümü nasıl en iyi kullanacağımı çok iyi öğrendim.

Ercan: eğer bir nimete sahipsek onun şükrünü yapmak zorundayız. Zira Allah bize verdiği her nimetten soracaktır.

Ahmet: Çok teşekkür ederim.

Ercan: Ben teşekkür ederim Ahmet. Bu sohbetten en az senin kadar zevk aldığıma emin olabilirsin.