Ahmet: Aman Ercan abi bizim okula giderken köşede lahmacun-pide salonu var ya sakın oradan lahmacun yeme!

Ercan: Niye ki, ara-sıra oradan lahmacun yerdim, nesi var ki?

Ahmet: Meğer hiç kıyma kullanmazlarmış. Yerine bağırsak felan kullanırlarmış. İnsanları aldatırlarmış.

Ercan: Herkesi aldatarak para kazanıyorlar ama asıl aldanan kendisi oluyor.

Ahmet: Kendisine ne oluyor ki oğlu da bizim okulda birinci sınıfta, kardeşimle aynı sınıfta. Babasının çok güzel lüks bir arabası var, onunla her gün oğlunu okuldan alıp eve bırakıyor.

Ercan: Bu neyi değiştirir ki? Bir insan aldatarak para kazanıyorsa kazandığı para haramdır. Aynı dükkanda aynı işi yaprak helal parada kazanabilirdi. O insanları aldatarak çok para kazanıp güzel yaşayacağını sanıyor ama aldanıyor... çünkü ancak Müslümanlar izzetli ve güzel yaşar.

Ahmet: Ama lahmacuncunun kan kırmızısı arabasını görsen böyle demezdin. O arabanın içinde paşa paşa yaşıyor ki sorma.

Ercan: Ben izzetli, güzel hayat Müslümanlar için diyorum. Güzel bir yaşam güzel bir otomobile sahip olmak değildir.

Ahmet: Bende güzel yaşamak isterim. Büyüyünce lahmacuncunun sahip olduğu o güzel arabaya da sahip olmak isterim. Nasıl söylesem bilmiyorum ki benim aklıma güzel yaşayan bir insan deyince güzel bir otomobili olan bir insan  geliyor.

Ercan: Seni iyi anlıyorum Ahmet, sen ne yapabilirsin ki? Medya, çevrendekiler hep sana bunu lanse ediyor. Oysa güzel yaşamak, Müslüman olarak yaşamaktır. Bunu ben değil yüce Rabbimiz söylüyor: “kadın olsun erkek olsun her kim mümin olarak iyi iş yaparsa, muhakkak ona hoş bi hayat yaşatacağız ve yapmakta olduğu işlerin daha güzeli ile mükafatlarını mutlaka vereceğiz.” (Nahl: 97) diyor.

Ahmet: Aldatmak Allah’ın yasakladığı bir davranıştır. Öyleyse aldatan Müslüman olamaz değil mi?

Ercan: Elbette, Peygamberimiz: “ aldatan bizden değildir.” Diyor.

Ahmet: Oysa insanlar hep aldatıyor. Annemle Cuma pazarına gidiyoruz; önlerde hep güzel sebzeler-meyveler var, onlardan asla satmıyorlar. İç tarafta çürük ve güzel olmayanlardan satıyorlar. Ve bunu biri-ikisi değil hemen hemen hepsi yapıyor.

Ercan: Maalesef dediğin doğru Ahmet. %99’u Müslüman bir ülkede yaşıyoruz diyoruz ama ben %9 Müslüman’a rastlasam sevineceğim.

Ahmet: Aklıma peygamberimizin Müslüman’ı tanımlaması geldi. Hani Müslüman elinden, dilinden emin olunan kişiydi. Aldatan, aldattıkları anlaşılınca; yaptıklarından utanç bile duymayan bu insanlara nasıl Müslüman denir! Bir çok insanın hakkını yiyerek elde edilen parlar nasıl hayır eder?

Ercan: Evet evet sohbetimizin başında da dediğim gibi aldatan insan aslında aldananlardır.

Ahmet: Onları kim aldatıyor?

Ercan: Şeytan... Rabbimiz şeytanın bize düşman olduğunu bizi daima aldatmak için çabaladığını söylüyor.

Ahmet: Allah dileseydi şeytan bizi aldatamazdı.

Ercan: Elbette ama Allah şeytana engel olmadı, ancak insanlara kitap ve peygamber göndererek düşmanını tanıttı.  Kuran ve peygamberimize uyduğumuz zaman şeytanın bize zarar veremeyeceğini bildirdi.

Ahmet: Tıpkı hastalık ve onun ilacı gibi. Şeytan bir mikrop gibi kanımıza girip bizim bütün gücümüzü kırmak istiyor. Kuran ise aşı gibi mikroba karşı direnç veriyor. İnsanı yenilmez kılıyor.

Ercan: Aynen öyle, ne güzel ifade ettin. Zaten şeytan: “ Ben insanların dosdoğru yoluna oturacağım onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulup yoldan çıkaracağım.” Dediğinde Allah Teala: “Benim halis kullarıma asla etki edemeyeceksin” diyor.

Ahmet: Rabbim ben o şeytanın zarar veremediği halis kullardan olmak istiyorum. Bana şeytana karşı dayanma ve direnme gücü ver.

Ercan: Sen istedikten sonra şüphesiz Rabbim sana yardım edecektir.

Ahmet: Yalnız Ercan abi şeytan sağdan, soldan, önden ve arkadan nasıl sokulup insana zarar verir anlayamadım.

Ercan: Hıı dur izah edeyim: Şeytanın sağdan yanaşması; İslam'ı onaylıyormuş gibi görünüp, İslam'ın temeline zarar vererek olur.

Ahmet: Nasıl yani?

Ercan: Mesela; evet Allah her şeye kadirdir. Bu nedenle Allah’ a dua etmeliyiz ancak daha önce yaşamış Salih kişilerin mezarına giderek onlara dileklerimizi söylemeliyiz. Allah öyle yücedir ki onun huzuruna aracısız çıkılmaz. Veya Kuran’ı Kerim öyle Yüce bir kitaptır ki onu herkes anlamaz. Kuran’ı evimizin en yüce köşesinde saklamalı onu elimize almamalıyız gibi hurafeler. Allah Kuran’ı Kerim okumayı farz kılarken, şeytan ve şeytan yanlıları Kuran’ı Yüceleştirerek insandan koparıyorlar. Allah: “Banan dua edin, duanızı kabul edeyim” derken şeytan ve yanlıları yatırlara dua edin diyor.

Ahmet: Şimdi anlıyorum, şeytanın sinsice aldatmasına deniyor.

Ercan: Evet; şeytan ve şeytan yanlılarının soldan yanaşması ise açık açık küfrünü ilan edip, bulunduğu yolda mutlu olduğunu bildirip; insanları bu yola davet etmesidir.

Ahmet: Bu o kadar ürkütücü değil. Küfürde olsa dürüstlük hileye göre daha iyi geldi bana.

Ercan: Şeytanın önden yanaşmasın ise: “ Dininden taviz vermelisin, kendi geleceğini ve çocuklarının geleceğini kurtarmak için bunu yapmalısın.” Gibi telkinleridir.

Ahmet: Yani gelecek için, önündeki hayat için endişelendirerek. Oysa peygamberimiz: “Geçmişe tasa çekmekten, gelecek için endişelenmekten sana sığınırım rabbim” diyor.

Ercan: Arkadan yanaşması ise: annen baban böyle mi yaşamıştı. Onlar büyük, her şeyin en doğrusunu bilir, onlar gibi yaşamazsan kemikleri sızlar. Gibi terkinlerle gayr-i Müslim bir şekilde yaşayan büyüklerinin hatırı için insanları yoldan çıkartır.

Ahmet: Babam hep : “düşmanını iyi tanı, düşmanını ne kadar iyi tanırsan onu o kadar etkisiz kılarsın” derdi. Bana düşmanımı iyice tanıttın Ercan abi, artık sıkıysa bana yanaşsın.

Ercan: Düşmanımızı  Rabbimiz Kuran’ı kerim de bize tanıtıyor. Ben yalnız aklımda kalanları anlattım.

Ahmet: Yaz tatili gelsin hemen bende Kuran’ı Kerim okumaya başlayacağım.

Ercan: Ertelemek Müslüman’ın sahip olacağı en kötü hastalıktır. Kuran’ı Kerim okumanın gerekliliğine inanıyorsan hemen başlamalısın.

Ahmet: Ama Ercan abi yazılılarım, derslerim......

Ercan: Eğer istersen Müslüman olmaya daima zaman bulabilirsin. Sakın dünya hayatı seni oyalayıp, aldatmasın...